Ağır kapitalizme maruz kalmış genç dimağlarının
olmazsa olmazıdır s**tir olup gitmek. Duvarların arasında geçen
ömürlerimiz en azından bir kere bu isteğe şahit olmuştur: “Aslında her şeyi bırakıp gideceksin uzaklara!” Fazla teknoloji bunaltır adamı çünkü. Fazla kapitalizm burnunu tıkayıp ağzına huniyle su döküyorlarmış gibi hissettirir.
Ama insan bir boğulma hissi bağımlısıdır aynı zamanda. Kuşatılma
alanlarının birinden çıkayazarken ötekinde bulur kendini. Ve şikayet
etmek dışında bir şey yaptığı pek görülmemiştir. İnsan, bir köklerini salma meraklısıdır.
Bu kadar dibe battığımızdan olsa gerek,
farklı oluşumlar da hızla çoğalıyor. Birileri gerçekten alternatif
barınma, beslenme şekilleri deniyor. Burada bahsi geçen şey tabi ki
organik modası değil. Organik diye satılan şeylerin çoğunun saçmalık olduğu artık bilinen bir gerçek. Tür içi ayrımlar o kadar arttı ki, bazı
insanlar maaşlarını hevesle beklerken (biliyorum onlar da kapitalizme,
emperyalistlere ve yahudilere çok kırgın), bazıları saman balyalarından
ev yapıyor. Eğer biraz daha evrimleşmeyi başarabilseydim, çok daha fazlasından bahsederdim. Ancak burnumuzun dibinde var olup da çoğumuzun haberdar olmadığı yerlerden sadece birini seçebildim.
Bir yandan yarın nasıl kalkacağımı düşünüp bir yandan bunları yazarken Thoreau utanmadan “Ormana gittim çünkü bilerek yaşamak istedim. Yaşamın yalnızca asıl gerçeklerine
yönelmek ve öğretmiş olduğu şeyleri öğrenip öğrenemediğimi görmek için
ve bir de ölüm kapımı çaldığında, aslında hiç yaşamamış olduğumu
düşünmemek için gittim ormana…” diye bas bas bağırıyor 160 sene öncesinden. Benimse
elimde paket kuru meyvelerim, glutensiz bisküvilerim ve bana organik
diye kakaladıkları tavuk b*klarımla kafam çok karışık.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder